Taliban, Sovyet işgalinin bitimiyle iç savaşlar sebebiyle Afganistan’ın krizde olduğu ve savaş ağalarının kendi bölgelerinde hüküm sürdüğü bir dönemde ortaya çıkıp Afganistan’ın son 25 yılını derinden etkilemiştir. Örgütün kelime anlamı “öğrenciler” olmakla birlikte; kurucusu Molla Ömer’dir. 1994’te kurulduktan sonra örgütün amacı, patlak veren iç savaşlar sırasında ortaya çıkan savaş ağalarından kurtulmak ve Afganistan’da İslam’a dayalı bir yönetim getirmek olarak belirlenmiştir. Pakistan İstihbarat Servisi (ISI), bu amacın gerçekleştirilme aşamasında 15 milyon Peştu etnik kökenliden oluşan ve Pakistan’ın kuzeyinde bulunan bölgeden getirdiği mücahitlere kendi sınırlarında dini ve askeri eğitim vermiştir. Taliban’ın temeli yıllar sonra bu öğrenciler tarafından oluşturulacaktı.

Mücahitlere Sovyet işgalinin ardından ABD’den giden yardım 1985’te 250 milyon dolara ulaşırken Suudi Arabistan da her yıl aynı miktarlarda maddi destek gönderiyordu. Bunun üzerine yine dönemin ABD başkanı mücahitlere Stinger uçaksavar füzesi verilmesine karar verdi. Bu on yılın ikinci yarısına gelindiğinde sadece ABD’den giden yardım yıllık 630 milyon dolara ulaşmış, Suudi Arabistan, İsrail ve Çin’den gelen yardımlar üzerine eklenmişti. Ne var ki mücahitler kendi aralarında gruplaşıp bölge kavgasına başlamışlardır. Keza 1989’da Sovyetler çekildikten sonra ABD’nin mücahitlere yardımı yeniden yıllık 250 milyon dolara inmenin ardından tamamen kesildi. Bu süreçte gerek savaş ağalarının gerekse mücahit grupların güç çatışmaları 1992 ve 1996 yılları boyunca sürmüş ve sivil halk insan kaçırma, cinayet, hırsızlık, tecavüz ve sokak çatışmalarına maruz kalmıştır. 

Böyle bir ortamda Taliban istikrarı yeniden sağlayacağı iddiasıyla aşiretler tarafından desteklenmeye başlamıştır. Desteklerin ilk büyük meyvesi 1994 yılında büyük şehirlerden biri olan Kandahar’ın alınmasıdır. Bu bölgenin ele geçirilmesiyle Taliban yüksek oranda askeri ve stratejik güç kazanmış, Afganistan’ın 30 bölgesinden 9’unu ele geçirmiştir. Bu güç öylesine ilerlemiştir ki 1996 yılında, dönemin devlet başkanı Burhanettin Rabbani’yi, Peştu karşıtı olduğu ve yozlaşmanın sebebi olduğunu iddiasıyla görevinden aldığını ve yönetimi ele geçirdiğini ilan etmiştir. Bu olaya kadar kadar milis bir yapı olan Taliban, bu tarihten itibaren hükümetini kurmuş, devletin adını ise Afganistan İslam Emirliği olarak belirlemiştir. Taliban’ın halka yansıttığı istikrarlı gelişim sürecinin önündeki perde kalktığında ise halktan ve uluslararası arenadan gizlenen sert yaptırımlar, yönetimin ele geçirilmesiyle kendini göstermeye başlamış, kadınlara kırbaç ve taşlama cezaları uygulanırken; erkeklere sakal boyu gibi sebeplerle hapis cezası kesilmiştir. Bu sert yönetim zamanla öyle bir hal almıştır ki müzik dinlemek ve televizyon izlemek yasaklanmıştır. Farklı fikirdeki insanlara yönelik cezalar da baş keserek öldürmeye kadar ileri gidilmişti. Burada görülmektedir ki inanılan kutsallar hoşgörüyü öne sürüyor olsa da uygulamalara sıra geldiğinde güç zehirlenmesi yaşayan yöneticiler dini emirleri kendi pencerelerinden yorumlayarak yaptıklarını meşrulaştırmaktadır. Günümüzde şeriatla yönetilen nice devlet varsa da bu devletlerin şeriatı uygulayış şekilleri farklılık göstermektedir. Din kusursuzsa da onu uygulayacak olan insan kusurludur. Nitekim Taliban hükümeti aynı güç zehirlenmesini yaşamıştır. Söz konusu güçlenme ve baskı rejimi 2001 yılına değin sürmüştür. 

Bu dönemde yaşanan İkiz Kuleler saldırıları ile ABD’nin Afganistan müdahalesi başlamış oldu. Müdahale sırasında Taliban, Afganistan’ın yüzde 90’ını kontrol etmekteyken müdahalenin ardından kendini Pakistan’a kaçmış halde bulmuştur. Bunun üzerine ABD, bölgede yeni bir hükümet kurmuşsa da ülke içinde yeniden başlayan iç karışıklıklar sebebiyle bölge halkı Taliban’a yeniden sempati duymaya başlamıştır. 

Sponsorlu

ABD’nin kurduğu hükümetin ardından 18. Yüzyıla dayanan siyasi istikrarsızlık, Afganistan’ın peşini bırakmadı. Gerek kabile çekişmeleri, gerek yüzde 85 oranındaki dağlık arazisi Afganistan’da kurulacak merkezi otoriteyi asırlardan beri güçleştirmekteydi. Afganistan’ın son kralı Muhammed Zahir Şah’ın tahttan indirildiği günden bugüne ülke, dış tehditlerin çıkarı doğrultusunda uydu hükümetler tarafından yönetilmiştir. 1978 yılında Sovyet etkisiyle kurulan komünist hükümet yine Sovyet askerinin işgali ile sona ermişti. Bu olay ile mücahit olarak adlandırılan ABD desteğiyle Sovyet güçlerine karşı savaşan askerler öne çıkmıştı. Bu destek sayesinde Sovyetler Birliği geri çekilmiş olsa da hükümet arayışından doğan iç savaş ülkenin içinden düşmekten kurtulamadığı bir çukur olmuş, ilk göç dalgasını İran’a vermişti. ABD penceresinde ise güçlenen Çin ekonomisi, Sovyetlerin çöküşü ardından gücünü toplamaya başlayan ve “Son Rus Çarı” olarak nitelendirilen bir başkanla yönetilen Rusya ve Ortadoğu’da bulunan daimi rakibi İran endişe yaratmaktaydı. Tüm bu tehditlerin merkezinde bulunan Afganistan, ABD için gerek Orta Asya enerji kaynakları gerek stratejik konumu gereği önem kazanıyordu ve ABD, bölgede uydu bir hükümet kurmaktansa fiilen bizzat rol almayı tercih ederek Afganistan’ı işgal etti. Ne var ki bu süreç ABD için beklenen yararı sağlamadı. Zira savaşa ve yeniden inşa projelerine harcanan yaklaşık 1 trilyon dolara rağmen ülkenin refahı ve altyapısı geliştirilemedi. Buna ek olarak ABD başkanlarından son üçünün denizaşırı ülkelere yapılacak askeri müdahalelerden uzak durmaları Afganistan’dan vazgeçişin kesin göstergeleri olmuştur. ABD işgali altında ve yine 2004’te ABD’nin seçtiği bir hükümet tarafından yönetilen Afganistan’da Taliban’ın bütün üyeleri Pakistan’a kaçmamıştı. Dağlara saklanan ve burada uyuşturucu ticareti, madencilik ve haraç ile milyonlarca dolarlık gelire ulaşan örgüt üyeleri kendi günlerinin gelmesini beklemekteydi. Eski Taliban uluslararası ilişkilerden yana değildi ancak 2000’den itibaren Arap arayışlarının etkisiyle bu ilişkilere prensipte itiraz etmemiş, 20 yıl sonra gelişimi için çabalar hale geldi. 2005 yılına gelindiğinde eskiden müziği dahi hoş görmeyen grubun her biri bilgisayar sahibi olmuş elektrik kullanmaya başlamıştı. Okuyucuların yılları doğru görüp görmediğini kontrol etme ihtiyacı duyduğu bu noktada örgüt aşırı muhafazakârlığından sıyrıldıkça güçleniyordu. Kısaca mevcut süreçte iktidarı yeniden ele geçiren Taliban, temel prensiplerinden uzaklaşmamak kaydıyla kendi küçük reform hareketini başlattı.

Takvimler 2012 yılını gösterdiğinde Taliban eskisinden de güçlü bir dönüş yapmıştı. Başkent Kabil ve NATO’nun en önemli üslerinde saldırılar düzenledi. Yeni Taliban, tıpkı eskisi gibi şeffaflıktan son derece uzak olduğundan ancak “eskisi gibi olmadığını” iddia ettiğinden ideolojileri için kesin tespitlerde bulunmak oldukça güç. Ancak eski halinden miras kalan ritüellerle davranış biçimlerinin önemine vurgu yaparken Vahhabiliği ve Deobandi doktrinlerinin muhafazakarlığını hala barındırdığı söylenebilir. 2014 yılı itibariyle NATO ve ABD’nin askerlerini bölgeden çekmeye başlaması ve 31 Ağustos 2021 tarihiyle bölgede tek bir Amerikan askerinin kalmayacağı söylemi (Widakuswara & Seldin, 2021) sonucunda Taliban sert gücünü kullanmaktan çekinmeyip son derece vahşi saldırılara başladı. Kontrol altına alınan bölgelerde hükümete bağlı okullar, mahkemeler ve hastaneler kapatılarak örgütün keyfince değerlendiriliyor. 

Bu saldırılar küçük bölgelerin yeniden ele geçirilmesini sağladı. ABD işgalci güç olarak addedilse de 2018’de doğrudan görüşmelere başlandı ve 2020’de ABD’nin geri çekilmesini ve Taliban’ın ABD kuvvetlerine yönelik saldırıları önlemesini taahhüt eden bir barış anlaşması imzalandı. El Kaide veya diğer militanların kontrol ettiği bölgelerde faaliyet göstermesine izin verilmemesi ve ulusal barış görüşmelerine devam edilmesi anlaşmanın diğer önemli maddeleri olarak öne çıkarılabilir. ABD’nin çekilmesini fırsat olarak bilen Taliban, hızlıca çokça şehri kontrolü altına aldı ve 15 Ağustos’ta başkent Kabil’e girip Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin ülkeyi terk etmesiyle Ağustos 2021’de tam kontrolü yeniden kazanmış oldu. 

Taliban, sözcüsü aracılığıyla yaptığı açıklamada kimsenin canı, malı, namusunun zarar görmeyeceğini; bilakis mücahitler tarafından korunacağını ve kadın haklarına saygı gösterip Afgan topraklarındaki terör gruplarını dizginleme sözü vermiştir. Ancak 20 yıl önceki hükümet sürecinde kadın haklarının neredeyse tamamen ortadan kaldırılması ve halka açık infazlar gibi acımasız cezaların normlaştırılması halkı ikna edememiş, yoğun bir göç akınına sebebiyet vermiştir (Rasheed, Ibrahim and Siddiqui, 2021). Burada halk da görmektedir ki örgütün hedefi modern ve gelişmiş bir devlet değil İslam’ın kendi gözlerinden yorumlanmış haliyle şekillenmiş bir yönetimdir. Söz konusu yönetim Afganistan İslam Emirliği’ni yeniden kurma hedefini sürdürmektedir ve bu noktada seçim yapılması yasaktır.

Taliban’ın tanınması hususunda ise Rusya ve Çin örgüte olumlu sinyaller verirken Doha’daki ofis üzerinden örgütün Almanya, Fransa, Norveç ve Türkiye ile dolaylı teması bulunmaktadır. Türkiye’nin örgüt hakkında yaptığı olumlu açıklamalar kamuoyunun büyük kesimi tarafından tepki görmekteyken belirli bir kesimi hükümetin fikrini desteklemektedir. Yönetimi resmi olarak tanıyan şimdilik yalnızca üç ülke olup bunlar Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan ve Suudi Arabistan’dır. İran ile resmi bir ilişki görülmese de İran Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani’nin öldürülmesi örgüt tarafından kınanmış ve komutan, büyük bir savaşçı olarak anılmıştır. Örgüt diğer devletlerle “izolasyon politikası” adını verdiği diğer ülkelerin iç işlerine karışmayan ve karşılık olarak kendi iç işlerine yönelik müdahalelere de izin vermeyen bir tutum izlemektedir.

ABD perspektifinde Afganistan meselesinin yönetimi Biden’ın yaşadığı en kritik krizlerden biri durumundadır. ABD’de Cumhuriyetçi ya da Demokrat fark etmeksizin neredeyse bütün kamuoyu hâlihazırda ABD’nin Afganistan’dan çekilmesini desteklemekteydi. Ancak Biden’a yöneltilen eleştiriler söz konusu çekilmenin plansız ve hızlı bir şekilde yapılmasıydı. Özellikle Biden’ın Taliban’ın gücünü küçümseyip Afgan ordusunun yeterli kalacağına inanmasına ek olarak ABD Büyükelçiliği’nin apar topar tahliye edilmesi ve havalimanında yaşananlar, Biden’ın Afganistan konusundaki başarısızlık iddialarını güçlendirmiştir (Erdölen, 2021). Bu durum öyle ciddileşmiştir ki Cumhuriyetçi Senatörler Başkan Biden’ın derhal istifasını istemekte. Bir yandan “Amerika Geri Döndü” sloganıyla başkanlık koltuğuna oturan Biden öte yandan gerek Demokratlar gerek Cumhuriyetçiler tarafından başkana yöneltilen sert eleştiriler, ABD’nin 2024 seçimlerinin şimdiden kamuoyunun gündemine oturmasına sebep oldu.

Taliban sözcüsü uluslararası arenada kendilerine yer aradıklarını ve geçmişte yapılan politik uygulamalardan ders aldıklarını iddia etmekteyken Kabil’in ele geçirildiği sırada yapılan ilk resmi açıklamada, asıl hedefin “ulusa hizmet etmek ile güvenlik ve yaşam konforunu sağlamak” olacağını söylemiştir. Böylece isyancı grup, sadece dinden ilham alan yasaklar dayatmak yerine, nüfusun yaşamlarını iyileştirmek için bir dizi hükümet işlevini yerine getirmeye hazır olduğunun sinyalini vermiştir. Bu noktada Taliban’ın uluslararası arenada kendine yer aramasının en büyük sebebinin “teröristlere” ev sahipliği yapan uluslararası bir parya imajının sonucunun yabancı askeri müdahaleyi çekmek demek olduğunu görmesi olduğunu unutmayalım. Özellikle 1990’lara kıyasla daha çok askeri ve siyasi tecrübeye sahip olmaları, onları daha açık fikirli yapmasa da yaşanması muhtemel bir El Kaide provokasyonu nedeniyle ikinci kez devrilme riskini almayıp kontrol altında tutacaklarını ifade etmektedir. İranlı profesör Nasr’a göre “Taliban IŞİD’in Orta Asya’ya yayılmasını engellerse Ruslar mutlu olur. Uygurların IŞİD’e katılmasına engel olurlarsa Çinliler mutlu olur. Afganistan’dan başka El Kaide terör saldırısı planlanmazsa Amerikalılar mutlu olur.” Bazı analistlere göre ise bu imaj yenilemesi, Taliban’ın Afganistan’ı fethini şimdiden kolaylaştırdı bile. Militanların ilerleyişine karşı halkın muhalefetine dair rapor sayısı son derece azaldı ve Kabil, korkulanın aksine kan dökülmeden kontrol altına alındı (Chebil, 2021). Öte yandan politik vaatlerin ve uygulamalarının uyum içinde olup olmayacağını görerek tutum sergileme fikri çoğu ülkenin yararına olacaktır zira bundan 20 yıl önce verilen sözlerin ne derece tutulduğu aşikâr. Uygulamaların halk tarafından nasıl tepki gördüğünü ölçmek isteyen BBC, Afgan kadınlarla yaptığı röportajlarda kadınların yapılan açıklamalar karşısında tepkili olmasa da temkinli olduklarını gösteriyor. Bölgede jinekolog olarak görev yapan bir kadın Taliban yönetiminin üçüncü gününde işini herhangi bir fark olmadan yapmayı sürdürdüğü belirtilirken gazeteci bir kadın yapılan açıklamalara inanmamakla birlikte birkaç ay içerisinde sert yaptırımların başlanacağını ve korktuğunu ifade etmiştir. Bu bağlamda Taliban’ın medyayı kullanma konusundaki başarısı gözler önündedir. Gerek halk tabanının bazı kesimlerinde gerek uluslararası ortamda açıklamalar örgüt için olumlu sonuçlar doğurmuştur. Örgüt hakkında merak edilen sorulardan bir diğeri ise Afganistan’ın onlara yetip yetmeyeceğidir. Türkmen, Özbek, Hazara gruplarının akıbetleri gündemde tartışma konusu olmaya devam ederken söz konusu grupların kaçarken nereye göç edeceği Türk halkını da endişelendiren durumlar arasındadır. Zira Suriyeli göçmenler konusu hâlihazırda gündemdeki hassasiyetini sürdürmekteyken kamyonetlere tıkıştırılarak ülkeye sokulan Afgan kaçakların varlığı hükümet tarafından reddedilip Afgan sığınmacılar için Türkiye’de iltica merkezleri kurulacağına dair haberler Dışişleri Bakanlığı tarafından yalanlanmış olsa da halkın endişesini engelleyememektedir.

Kısaca görülmektedir ki Taliban yıllar önceki hükümet ve askeri döneminden kazandığı deneyim sayesinde eskisi kadar dar görüşlü olmaması gerektiğini öğrenerek kendi çapında bir reform hareketi başlatmış, uluslararası arenada yabancı güçlerin gerek askeri gerek dahili müdahalelerinden kaçınması gerektiğini öğrenmiştir. Bu bağlamda ilk adım olarak reform hareketlerini politik söylemlerine yansıtmış, kendince yakın gördüğü devletlere diplomatik elini uzatmıştır. Bu söylemler medyayı başarılı kullanmasının bir meyvesi olarak dünya kamuoyundaki imajını iyileştirmekte olsa da asıl sonucu belirleyecek olan yeni hükümetin eskisi gibi istikrar perdesi arkasında uygulayacağı baskı rejimi olup olmayacağı tüm dünya tarafından izlenecektir. 

Nur ODALI

 

Kaynakça

Erdölen, Y. Emre, (2021). Biden’ın Afganistan Sınavı. Perspektif, https://www.perspektif.online/bidenin-afganistan-sinavi/ 

Chebil, Mehdi, (2021). The Taliban 2.0? Militants Seek Image Revamp In A Bid For Legitimacy. France 24, https://www.france24.com/en/asia-pacific/20210817-social-media-sharia-law-and-friendly-foreign-policy-the-taliban-2-0 

Bbc, (2021). Afghanistan: Female Kabul resident fears for future under Taliban. https://www.bbc.com/news/world-asia-58252014 

Euroews, (2021). Erdoğan’dan Taliban Açıklaması: Ortada Bir Gerçek Var, Kapı Çalarsa Açar Görüşmemizi Yaparız. https://tr.euronews.com/2021/08/20/erdogan-dan-taliban-ac-klamas-ortada-bir-gercek-var-kap-calarsa-acar-gorusmemizi-yapar-z 

Widakuswara P. & Seldin J., (2021). US to End Afghan Evacuation Flights Earlier Than August 31 Deadline, Voice of America. https://www.voanews.com/usa/us-end-afghan-evacuation-flights-earlier-august-31-deadline 

Rasheed Z., Ibrahim A. & Siddiqui U., (2021). Taliban offers amnesty, promises women’s rights and media freedom. Aljazeera, https://www.aljazeera.com/news/2021/8/17/evacuation-flights-resume-as-biden-defends-afghanistan-pullout 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here